Kamuda Taşeron İşçilerin Durumu

Kamuda çalışan işçilerin toplam sayısı 1 milyonu aştı. Hastane ,belediye,üniversite gibi kurumlarından çalışan taşeron işçilerin davaları bitmek bilmiyor.

Hastaneler başta olmak üzere belediyeler, üniversiteler, karayolları gibi kamu kurumlarında çalışan taşeron işçilerin sayısı 1 milyon 76 bine ulaştı. Yargıtay peş peşe açılan binlerce davaya ilişkin kararlarında kamuya sert eleştiriler yöneltti. Kamu yönetimlerini ‘muvazaalı (tarafların üçüncü kişi ya da kurumları aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan) işlem yapmakla’ suçladı. İşçilerin, işe iadelerine; bu yapılamıyorsa o kamu kurumunda aynı işi yapan işçinin izin, ücret, mesai, kıdem ve ihbar tazminatları esas alınarak tüm mali haklarının verilmesine hükmetti.

Taşeron işçilik, kamunun kanayan yarası oldu. Yönetimlerin sıkıntılarıyla uğraşmamak ve maliyeti düşürmek amacıyla tercih ettiği ‘taşeron işçiler’, çalıştıkları hastanelerde, belediyelerde, karayollarında, üniversitelerde ‘iş güvencesinden yoksun’ oldukları için uzun çalışma süreleri; hasta bakıcı, röntgenci olmalarına karşın temizlikçi kadrosunda gösterilmeleri, uzun mesai saatleri, 1 yıl dolmadan yapılan giriş çıkışlar, yıllarca çalıştırılıp artmayan ücretler nedeniyle sıkıntı yaşıyorlar. Bu sıkıntılar yetmezmiş gibi kimi zaman şirket değişikliklerinde tazminatsız olarak kapının önüne koyuluyorlar.

Son yıllarda özellikle hastanelerde, belediyelerde, üniversitelerde yıllarca çalışıp kapının önüne konulan taşeron işçiler açtıkları binlerce dava sonucu ya işe ‘iade kararı’ alıyorlar ya da o işyerinin ‘kadrolu işçisi’ işten atılmış gibi; işe girişinden çıkarıldığı tarihe kadar olan kıdem, ihbar tazminatları ile izin hakları; alacakları hesaplanarak ödenmesi isteniyor.

İşte bu durum kamuda büyük sıkıntı yaratırken, kamu yöneticileri ‘ya o kişiyi kadroya almayı’ tercih ediyor ya da ‘tüm haklarını’ ödemek zorunda kalıyor.

ŞİRKET DEĞİŞİYOR, İŞÇİ AYNI KALIYOR Özellikle hastanelerde, her yıl taşeron işverenler değişirken, işçilerin aynı kalması dikkat çekiyor. Bu durum, hastane yönetimlerinin şirketlere, ‘biz bu kişiyle devam etmek istiyoruz’ demesinden kaynaklanıyor. Böyle olunca aynı yıllarca bir hastanede neredeyse asgari ücretle çalışmak zorunda kalıyor. Mesai almıyor, bağlı olduğu şirket her yıl değiştiği için de kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı alamıyor.

kamu

YARGITAY NE DİYOR? Taşeron işçiler 4857 sayılı İş Kanunu’na tabi istihdam ediliyorlar. Ancak yasa tam olarak uygulanmadığı için işçiler, hak kaybına uğruyorlar.

Oysa Yargıtay kararlarında, bir işyerinde taşeron işçi çalıştırılabilmesi için ‘işletmenin ve işin gereği’ ile ‘teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektiren işler’ şartının birlikte bulunması gerektiğine  dikkat çekiyor.

Ayrıca bir işçinin aynı kamu kurumunda 1 yıldan uzun süre çalışması halinde, taşeron şirket değişmiş bile olsa, kıdem ve ihbar tazminatı alabileceğine hükmediyor. İşe iade davası açmaları halinde işe iadelerini istiyor. İşe iade edilmezler ise iade tazminatıyla birlikte, diğer haklarının da hesaplanmasını hükme bağlıyor.

Bu hakların ödenmesi sorumluluğunu ise işçinin bağlı olduğu taşeron işverene değil; onunla birlikte kamu kuruluşuna veriyor. Örneğin, Yargıtay 22.Hukuk Dairesi, 6 Nisan 2012 tarihihli kararında “Dava konusu olayda asıl işveren sağlık bakanlığı ile alt işveren Gold Ltd. Şti. ilişkisinin muvazaalı olmadığı belirtilmesine rağmen davalı Bakanlık aleyhine açılan davanın reddine karar verilmesi, ayrıca işe başlatmamadan doğacak haklardan alt işveren ile birlikte asıl işveren Sağlık Bakanlığının birlikte müteselsilen sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken sadece iş güvencesi tazminatı yönünden davalı Bakanlığın birlikte sorumluluğuna karar verilmiş olması hatalıdır” diyor.

KAMU, SENDİKAL HAKKI ENGELLEYEMEZ Yargıtay, 22. Hukuk Dairesi 4 Haziran 2012 tarihli bir başka kararında ise, yine taşeron işçi çalıştırma şartlarının kamu için de geçerli olduğunun altını çiziyor. Kamunun bu şartların dışında tutulamayacağı vurgulandıktan sonra, “Muvazaaya dayanan bir ilişkide işçi, gerçek işverenin işçisi olmakla kıdem ve unvanının dışında bir kadro karşılığı çalışması ve diğer işçilerle aynı ücreti talep edememesi, 4857 sayılı Kanun’un 5. maddesinde öngörülen eşitlik ilkesine aykırılık oluşturur. Yine şartların oluşmasına rağmen işçinin yararlanamaması, Anayasal temeli olan sendikal hakları engelleyen bir durumdur” diyor.

BOMBA PATLIYOR, MUVAZAALI İŞLEM Yargıtay, 22. Hukuk Dairesinin bu kararlarından önce 9. Hukuk Dairesinin 2007, 2008, 2011 yıllarına ilişkin kararları dikkat çekiyor.

Kamu kurumlarının, taşeron işçilerin hak ve alacaklarından , toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden taşeron işverenle birlikte sorumlu olduğunun altı çiziliyor, çok önemli bir uyarı yapılıyor:

“Asıl işverenin (örneğin kamu hastanesi) işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz.”

Bu uyarıya dikkat etmez ise; “Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez” deniyor.

Muvazaalı işlem olduğu anlaşılırsa, alt işverenin işçilerinin o işyerinde çalışmaya başladıkları tarihten itibaren asıl işverenin yani Sağlık Bakanlığı’nın işçisi olarak sayılacağı ve haklarının buna göre hesaplanacağı hüküm altına alınmış oluyor.

ÇALIŞACAK İŞÇİYE KARIŞAMAZSIN! Yargıtay, asıl işveren-alt işveren ilişkisinde, alt işverenin üstlendiği işi, sözleşme koşulları doğrultusunda ama kendi adına ve bağımsız bir biçimde yürüteceğini vurguluyor. Bir başka ifadeyle de “Yönetim hakkı tamamen kendi yetkisindedir. Asıl işverenin sadece denetim yetkisi vardır. Alt işveren çalıştıracağı işçileri kendisi işe alır, kendi adına iş sözleşmesi yapar; gerekli talimatları verir; işçilere ücretlerini kendisi öder; ücret bordrolarını düzenler; SSK primlerini yatırır ve işten çıkarmada da yetkili kendisidir” diyor.

BU İŞÇİ SENİN! Ancak söz konusu davada Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastane yönetimi ile temizlik hizmetini alan taşeron şirketler arasındaki ihale sözleşmelerinin, teknik şartnamelerin incelendiğinde, işçilerin işe alınmalarında ve işlerine son verilmesinde tek yetkilinin hastane idaresi olduğu, hastane idaresi tarafından kurulacak komisyonun bu görevi yapacağı, firmaların işçi alım ve çıkarılmasında kesinlikle tasarruf sahibi olamayacağının görüldüğü belirtiliyor.

“Keza çalışacakların çalışma koşullarının da Hastane yönetimince belirleneceği açıkça düzenlenmiştir. Görüldüğü gibi, alt işverenlerin çalıştırdıkları işçilerin üzerindeki yönetim hakkı tamamen asıl işveren tarafından kullanılmaktadır. Burada gerçek anlamda bir alt işveren-asıl işveren ilişkinden söz edilemez. Sözleşmeye göre, işçiler hastanenin yönetimi altında çalışırken, fesih kararını yine hastane vermektedir. Alt işveren kendi işçileri üzerinde yönetim hakkı kullanmamaktadır. Davacı işçi başlangıçtan itibaren davalı Sağlık Bakanlığı işçisidir. Temizlik işi verilen firmaların işverenlik sıfatı bulunmamaktadır. “

KİMSEYİ ALDATMAYIN! Yargıtay, 2008 yılına ilişkin bir başka kararında da asıl işveren-alt işveren tanımından sonra yine ‘muvazaa’ konusuna atıfta bulunuyor. Üniversitede taşeron olarak çalışan bir işçinin açtığı dava üzerine dosyayı görüşen Yargıtay 9. Hukuk Dairesi,

“Muvazaa Borçlar Kanununda düzenlenmiş olup, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla ve kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç meydana getirmesi arzu etmedikleri görünüşte bir anlaşma olarak tanımlanabilir. Üçüncü kişileri aldatmak kastı vardır ve sözleşmedeki gerçek amaç gizlenmektedir” diyor.

BU SÖZLEŞME GEÇERSİZDİR! Ardından da “4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. Maddesindeki şartlar gerçekleşmeden asıl işin bölünerek alt işverene verilmesi halinde, asıl işveren-alt işveren ilişkisi geçersiz olacaktır. Somut uyuşmazlıkta, davacı işçi taşeronlar değiştiği halde, davalı üniversiteye ait işyerinde onun gözetimi altında asıl işlerde çalıştırıldığını iddia etmiştir. Davalı üniversite ile üniversite de iş alan dava dışı alt işverenler arasındaki ve davalının alt işveren uygulamasına konu işlerle ilgili davacının çalıştığı süreyi kapsayan sözleşmeler ile davacının görev tanımını belirleyen kişisel dosyası getirtilememiş, davacının iddiası üzerinde durulmamıştır. Belirtilen sözleşmeler ve işçinin kişisel dosyası ile getirtilmeli, işyerinde konudan anlayan bilirkişiler marifeti ile keşif yapılmalı, sözleşmeler yukarda belirtilen ilkeler kapsamında denetlenmeli, davacının görev yaptığı bölüm ve bu yerdeki yaptığı göreve göre asıl ya da sözleşmeye konu olmayan iş dışında çalıştırılıp çalıştırılmadığı açıklığa kavuşturulmalı, alt işveren uygulamasının yukarıdaki ilkelere göre yasaya uygun olup olmadığı belirlenmeli ve sonucuna göre karar verilmelidir.

HÜKÜMETİN ÖNCELİĞİ Hem Başbakanın hem de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in sık sık dile getirdiği taşeron işçiler sorunu, hükümetin öncelikli gündem maddeleri arasında ikinci sırada yer alıyor. Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısı’nın hemen ardından bakanlık, taşeron işçilerle ilgili yasa taslağını sosyal tarafların görüşüne açmaya hazırlanıyor.

Edinilen bilgiye göre yeni taslak, öncelikle kamuda sıkıntı yaratan taşeron işçiler konusuna çözüm getirmeyi hedefliyor. Özellikle Yargıtay’ın işçiler lehine aldığı kararlardaki yasal dayanaklar değiştirilerek, taşeron işçilerin, mevcut işçilerle aynı muameleye tabi tutulması engellenecek. Böylece kamunun bu işçilerden ‘sorumlu olmalarının’ önüne geçilirken, bunların diğer işçilerle ‘aynı haklara’ sahip olmaları da önlenecek.

Ancak aynı zamanda hem kamu hem de özel sektörde çalışan taşeron işçilerin, çalışma süreleri, yıllık ve haftalık izin günleri, kıdem ve ihbar tazminatları gibi konularda ‘iyileştirici’ hükümler getirilecek. Taşeron işçilerin 1 yıl dolmadan, giriş-çıkış yapılarak kıdem tazminatı alamamaları engellenecek. Ayrıca günlük çalışma süreleri 8 saati, haftalık çalışma süreleri ise 45 saati geçemeyecek. Bu süre için de fazla mesai ödenmesi gerekecek.

Hükümetin, taşeron işçilik taslağını kıdem tazminatını değiştiren taslakla birlikte çıkarmak istediği biliniyor. Ancak 2013 yılındaki yerel seçimler, ardından Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler nedeniyle çalışanları karşısına almak istemediği için kıdem tazminatı konusunun askıdan inmemesi bekleniyor.

“SARI KÖPEK SÖZLEŞMELERİ HORTLADI” Yıllardır kamu ve özel sektörde çalışan taşeron işçilerle ilgili onlarca davaya bakan ve bu konuda yayınlanmış tebliğleri bulunan Avukat Murat Özveri, Yargıtay’ın bu konuda verdiği kararın hukuk açısından ‘yüz ağartıcı’ olduğunu vurguladı. Taşeron işçilerle ilgili yasaların sadece özel sektörü değil, kamuyu da bağladığının Yargıtay kararlarıyla da ‘içtihat’ haline geldiğini belirten Özveri, buna rağmen kamu kurumlarının yaptıkları uygulamaların hem 4867 sayılı Kanuna hem de ILO’nun 94 Sayılı Sözleşmesine aykırı olduğunu söyledi.

94 Sayılı Sözleşmenin, bir işyerinde çalıştırılacak taşeron işçilerine verilecek hakların, o işyerindeki kadrolu veya toplu sözleşmeli işçilerin asgari şartlarını taşıması gerektiği şartını içerdiğini anlattı. Türkiye’nin 12 sene önce bu sözleşmeyi kabul ettiğini anımsattı.

Özveri tüm bu düzenlemelere karşın özellikle üniversite ve devlet hastaneleri başta olmak üzere kamuda, “Bir taşeron işçinin sendikaya üye olması halinde iş sözleşmesi kendiliğinden feshedilmiş sayılır” hükmünü içeren sözleşmeler yapıldığına dikkat çekti. Bu şartın, Türk Ceza Kanunu’nun 117 ve 118. Maddelerine aykırı olduğunu anımsatan Özveri, “Bu sendikal özgürlüğü ihlal suçudur. Amerika’da bu sözleşmelere ‘Sarı Köpek Sözleşmeleri’ deniyordu. Ancak 1936 yılında çıkarılan yasalarla bu sözleşmeler yasaklanmıştı. ILO bu tür sözleşmelerin tamamını geçersiz sayıyor. Ama Türkiye’de kamuda bu sözleşmeler yeniden hortladı” dedi.

Lütfen Yorumunuzu Ekleyin

*